23 Temmuz 2010 Cuma

23.07.2010

Necdet'in dünkü bombası hala dillerden düşmedi aklımıza geldikçe yıkılıyoruz :D

Rotamız Of ve Uzungöl. Daha önce yağmur Sümela Manastırında yağmıştı sıfır seviyesinde ilk yağmur bugün yağdı. Ama hava ölümüne sıcak.

OF (DÜNYANIN EN KISA BAŞLIĞI) :D

Of'a giderken Sürmene ve Çamburnu'ndan geçiyoruz. Sürmene, Üniversiteden birçok arkadaşımın lise okuduğu (Murat, Aykut, Ali Osman, Demokan, Eyüp, Mustafa) Çamburnu ise Demokan ve Aykut'un memleketi. Of da Ali Osman'ın :D

Of çok sıcak. Bu bir yakınmadır sıcağa of dedim yani :D :P ama Of, gerçekten çok sıcak. İlk karşılaştığımız insanlar o kadar öküz ki Of'un hepsinin öyle olacağını düşündük. Adam olun burası Türkiye değil Trabzon gibisinden laflar ediliyordu. İyi biri görünce iyi insanlarda varmış diyorduk ama geçekten biz heralde Of'un sayılı öküzlerine denk gelmişiz zira bütün şehir insanları muhteşem iyi ve sıcak. Sürekli bişey ikram etme yol gösterme eğilimindeler. Her gören kimsiniz nerden geldiniz gibisinden sorular soruyor. Ve fotoğraf çekmeye yer gösteriyor.

Bir teyzenin elinden buz gibi ayran içmek dik Karadeniz yokuşlarında hararetimizi almıştı. “Yoğurt sulayımmı size” demişti bizde kabul etmiştik ama yoğurt sunayımmı anladığımız için bi yoğurt kasesi bekliyorduk buzz gibi ekşi ayran gelince anladık yoğurt sulayımmı dediğini :D

Of'da gezmeye değer pek fazla yer yok. Ulusoy ailesi köşkler yapmış eski Karadeniz evleri tarzında manzaralı 3 ev. Ama pek etkilendğimi söyleyemem. Bahçesinde de ilginçtir Of'daki birçok bahçeli evlerdeki gibi aile büyüklerinin mezarı var. Ama yamaç boyunca uzanan uçsuz bucaksız çay, fındık ve yeni gelişen kivi tarlaları Karadeniz'de olduğumuzu hatırlatıyor.

UZUNGÖL:

Yol boyunca saçma sapan mimarisi olan ama gezilmeye ve görülmeye değer doğa ve insanlara sahip olan kasabalardan geçiyoruz. Dağları yara yara akan derelerin oluşturduğu kıvrımlardan kıvrıla kıvrıla ve fotoğraf çeke çeke geçiyoruz.

Uzungöl'de sis ve yağmur karşılıyor bizi. Hoşuma gitmedi desem yalan söylemiş olmam bi tarafım ağrımaz :D yolları güzel değil bir kere Uzungöl'ün hep çamur. Bastınmı batan çamur değil her tarafınsa sıçrayan çamur bu. Belediye el atmalı bence:D

Yapay göl ve şelaleler var ama çok ilgi çekici ve görsel güzelliği olan şeyler değil. 22 kilometre ilerde doğal göl ve şelaleler varmış onları gidip görmek lazım. Uzungöl'e dönmeye karar veriyorum. Yol boyunca ciplere binmiş arap aileler var. Türk'ten çoklar ama. Son model arabalar, son teknoloji elektronik aletler, güzel gözlü ama bol makyajlı kadınlar sakallı ve hödük tipli erkekler buraları mesken tutmuş. Birçok arkadaşım “amk arabı” demiştir kulağıma eğilerek :D

Göl kenarındaki meşhur iki minareli caminin oraya yapılması isabet olmuş. Fotoğrafçılar için bulunmaz nimet.

İstanbul'a göre ucuza yemek yenebilir burada. Ama illaki balık muhlama falan yicekseniz 20 liraya kadar gözden çıkarırsınız. Ben 8tl harcadım bugün toplamda ve doydum. Yeter allah bereket vetsin :D

DEMÇAY ÇAY FABRİKASI:

Karadeniz'e gelmişiz çay fabrikasına mı gitmicez. Yurdun komşusu fabrika zaten kokusu geliyo sürekli. Girdik içeri anlattılar sağolsunlar her aşamasını gördük çay yapımının. ÇayKur'un özelleştirmesinin faydalı olacağını söylüyorlar. Çaycının sorunu çok dünyanın en çok çay üreten 5. ülkesi olan türkiyenin çayının dünyada çay dışında bişey olduğu düşüncesini değiştiremiyorlar.

GÜNÜN BOMBASI:

Efendim yağmur var diye naylon poşetten yağmurluklarmızı aldık. Kafa çıkarma yeri var bide el çıkarma yeri okadar. Ebulfez'in bunu giyen bana ettiği laf günün bombası başlığının içeriğidir:

“Behlül arkadan bakınca kullanılmış prezervatife benziyorsun”

yorum sizin...




Yarın rotamız Rize ve Ayder yaylası. Görüşmek üzere :**

0 yorum:

En çok okunanlar