27 Temmuz 2010 Salı

26.07.2010

Sabah 7'de kaktık ilk defa. Zira yolumuz uzun 3 saat kadar gidicez. Yine götümüz maymun götü gibi olucak. Bugün de hava önceki gün gibi güneşli ve ölümüne sıcak. Bugün Artvin Sarp, Gürcistan, Borçka ve Karagöl'e gidicez.
ARTVİN SARP:
Gürcistan sınırında Kemalpaşa denen yere bağlı bi köy Sarp. 1937'de ikiye bölünmüş burası. Yarısı Gürcistanda kalmış yarısı bizde. İki köyün de adı Sarp. Gürcülerde kalan tarafta birçok akrabaları bulunuyor bizim taraftakilerin. 37'de imam bile orda kalmış o derece ilginç. Zamanla gürcülerde kalanlar hristiyanlaşmış. Köyün tepesinde zaten kocaman bi manastır var bide yeni kilise yapılıyo. Acaba imam öte tarafta kalınca papaz mı oldu??
Köylünün akrabaları var öteki tarafta arada sırada buluşup konuşurlarmış. Bi dere ayırıyo zaten. Diğer tarafta kalan köyde de Türkçe bilmeyen yok ama Gürcüce de biliyolar. Hepsinin adı Gürcü adı olmuş ama. İmedi diye bi isim var bizdeki Ali gibi Ahmet, Mehmet gibi isim.

Gürcistana geçmek için pasaport yeterli vize falan lazım değil. Hopa kaymakamlığından bir günlük izinle Batum'a gümrük muhafaza müdürlüğünden izinle de tampon bölgenin sonuna kadar gidilebiliyor. Sınır kamyon ve otobüslerle dolu. Gürcüler geçiyo genelde. Karılar çok sağlam ama adamlar sığır tipli alayı hayattan bezmiş amk.

Gürcü tarafında sahilde on numara plaj var zoom yap bak çok sağlam :D Bizim tarafta ise direk bi dağ başlıyo hatta sınırın 5 metre önünde bi tünel var tünelle geçiliyo sınıra ondan bizde bitek köy var. Bi camimiz var kıyıda ama oda küçük. Karadenizin en hırçın dalgası ordaymış hatta bu kış bi cuma namazı vakti dalgalar caminin üstünü örtmüş millet namaz kılamamış ama çokta önemli değil zaten muhtar bizim camili mamili işimiz olmaz demişti :D
borçka
çayını içtiğimiz teyze
BORÇKA - KARAGÖL:

Sarptan ayrılırken Ömer diye bi eleman armut almıştı açlıktan yol boyunca armut yedik kendimizi enkaz altında kalmış insanlar gibi hissediyoruz. Yolda fotoğraf çekmeye iniyoruz kadının teki gördü napiiisiiiz dedi foto çekiyoz dedik çay tarlasını çekiyoduk gelin çay içirim ozman dedi 18 kişiyiz aq kalabalığız dedik yüz kişi değilsiniz ya dedi gel dedi. Gittik içtik ama Karadeniz gezisi boyunca içtiğimiz en güzel çay.

Borçka güzel memleket yahu. İçinde Çoruh nehri geçiyo ama acayip bi renk turkuaz gibi. Sağlı sollu evler var ama genel olarak sıvasız. Karadenizde gördüğün en büyük sorun bu. Evlere sıva yapılmıyo. Galiba yağmur çok yağıyo ya sıva tutmuyo mu ki?

Kara göl
Borçka'ya bağlı Kara göl diye biyer var. İsmi o değil hakkaten göl var ve kara. Ama süper biyer. Benim gezi boyunca gördüğüm en etkileyici birkaç yerden biriydi. Ağaçların arasında kopkoyu renkte bi göl var ağaçlar bitiyo göl başlıyo. Alpler gibi. Yolu çok kötü ama midemizle kalbimiz yer değiştirdi. Gerçekten kalbimize giden yol midemizden geçiyodu :D Böylesine güzel biryerin yolu toprak ve aşırı virajlı. Bi yol bulun lan. Amk bide şelale var adı Bardnala şelalesi. bard na la ???? :DDD

Göl kenarında 30 liraya alabalık (tereyağlı) 20 liraya ful sınırsız kahvaltı yiyebilirsiniz. Ayrıca 20 liraya yarım saat kayıkla gölü gezebilirsiniz.


RİZE:

Rize'ye gelme sebebimiz Lale denen mekanda kurufasülye ve tazefasülye yemek. Cidden hayatımda yediğim en güzel kurufasülyeydi. 8 liraya yedik. Dünyaca meşhurmuş zaten.

Ayran löeş gibi ama iğrenç. Bildiğin market yoğurduna su katmış lavuklar. Salatası pilavı ve turşusu süper değildi ama kötü de değildi. Süpere yakındı ama.

GÜNÜN BOMBASI:

Aramızda birbirimize sığır dediğimiz çoktur. Ama tescillenmesi zor bi durumdur bu. Ama ebulfez için bu tescillendi. Adam 12 hayvanlı türk takviminde Sığır çıktı ya böyle bişey varmı.


SON GÜN: TRABZON MERKEZ:

Son günümüzü serbest geçirdik. Forum Trabzon'da GoKart yaptık ölümüne mokokoydu ya süperdi ara ara İstanbulda yapmayıda düşünüyoruz. Merkezi gezdik baya hoşuma gitti memleket. Rahip Santoro'nun kilisesini gördük tarihi çarşısını çarşı camisini gezdik. Çömlekçi'yi bile gördük :D

0 yorum:

En çok okunanlar